Köşe Yazarı Hasan ÜLÜŞ'den 11 ve 12 Eylül'ün Türkiye ve Dünyadaki Etkileri
- 1.Bölüm
12 Eylul 1980’de, milyonlar, Sabah gozlerini açtıklarında sokakların tanklarla, eli silahlı askerlerle kusatılmıs oldugunu gorduler. Darbeyi yoneten besli cumanın basındaki orgeneral Kenan Evren, sabah radyo ve televizyonlardan halka seslenirken, Turkiye’yi bir uçurumun kıyısından dondurduklerini soyluyordu aziz ve muhterem halkına! 1977’den beri yurutulen kanlı kitle pasifikasyonuna maruz bırakılan halkın çogunlugu ise, bunu soyleyenin, ulkeyi halen bu gune kadar karanlıga surukleyecek bir cehennem zebanisi olduuunu, onun da mali sermaye tanrısının hizmetinde oldugunu goremeyecekti.
Degerli okuyucular 11 eylul 2001 tarihi yasadigimiz son on yilin en agir kayiplarla sonuçlanan terorist eylemlerden en onemlisi idi. Bu eylem gorunurde her ne kadar asiri islamcilar tarafinda servis edildigi dogru olsa da, ABD devlet aygiti yada onun bir bolumu tarafindan siparis edildigi hemen hemen kanitlanmis durumdadir. Muazzam bir sekilde organize edilen bu saldirida emperyalizmin kalbi olan finans merkezi cifte kuleler yerle bir edildi ve yaklasik 3000 sivilin olumune neden oldu.
Kanla beslenen, gelisen ve hayat bulan kapitalist sistem insanlik tarihinin diger donemlerinde oldugu gibi bu seferde saldiri nedenlerini basariyla sonuçlandirmislardi. Bu dramatik saldiriyi bahane Eden somurgeciler ABD basta olmak uzere emperyalist ulkelerin yoneticileri ve onlarin kuklasi olan digger ulkelerin yoneticiler, Washintonda birleserek hep bir agizdan dunya halklarina ve emekçilerine meydan okudular
Ve hemen sonra ABD, AB emperyalizminin basini çektigi, Israil, Misir, S. Arabistan, Turkiye v.s gibi kukla ulkelerin yardimi ile ortadogu ve dunyanin çesitli yerlerinde kanli saldirilarini baslattilar.
Somurgeci emperyalistler “terore karşı savas”ını resmen ilan etmesinden bu Yana 8 yıl geçti. ABD, bu eylemi duzenledigini ileri surdugu El-Kaide’nin lideri Usame bin Ladin’i barındırdıgı ve kendisine teslim etmedigi gerekçesiyle 7 Ekim 2001’de Taliban yonetimindeki Afganistan’a ve “kitle imha silahları”na sahip oldugu ve ABD ve baglasıkları için “tehdit olusturdugu” gerekçesiyle de 20 Mart 2003’de Saddam Huseyin kliginin yonetimindeki Irak’a saldırdı. Bu saldirilarin en belirgin olanlaridir, diger taraftan sozde kadife
devrimler, renkli devrimler, ve afrikadaki soy kirimlar, Darfur orneginde oldugu gibi.
Bilanço çok agir tahmin edemiyecegimiz kadar agirdir, Iki millyondan fazla insanin olumune yaklasik 10 milyon insanin yerlerinden zorla surgun edilmesine sebep olmustur. Yani deyim yerinde ise her olen bir Amerikali için bin kisi oldurulmustur. Bu katliamlarin esas nedeni, emperyalist ulkelerin Pazar alanlarini genisletme ve var olanlarida korumak için yapildi.
Daha fazla detaylarina girmek istemiyorum çunku olaylarin dunya emekçilerine ve yoksullarina karsi oynanan oyunlarin ardi arkasi gelmez.
Bir 11 eylul daha vardir!
Çogumuz Șili devletini biliriz, Fasist General Pinochet’yi de duyduk, iste yine bir 11 eylul yine ABD emperyalizmi. Tam 36 yil once 1973 yilinda Sili halkinin ozgur iradesiyle iktidara gelen sosyalist baskan SALVADOR Allende, ABD gizli servisi (CIA) ve Sili’deki yerli isbirlikçileri olan Augusto Pinochet’nin basini çektigi generallar çetesi tarafina askeri darbe ile devrildi. Emperyalizmin Sili’ye saldirmasindaki esas neden Latin amerika ulkelerinin tek tek sosyalizme geçisleriyidi. Ve (SSCB) Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birligi’nin giderek ABD emperyalizmi ve diger emperyalistelri koseye sikistirmasiydi. ABD burnunun dibinde ikinci bir Küba gormek istemiyordu.
Sosyalist lider Salvador ALLENDE fasist generaller çetesine teslim olmamak için baskanlik sarayinda sonuna kadar direndi. Verilen resmi bilgiler dogruysa eger, baskan ALENDE Fasistlerin eline canli geçmemek için kendi kendisini imha etti yani intihar etti.
Bu fasist darbenin bilançusunu Sili halki çok agir bir sekilde odedi. Uluslararasi resmi rakamlara gore 2 200 kisi katledildi, 3 200 kisi goz altinda kayip edildi, yaklasik 27 500 kisi agir iskencelere maruz kaldi ve 150 000 kisi siyasi idolojilerinden dolayi hapis hanelere atildi. Bu rakamlar yukarida degindigim gibi verilen resmi rakamlar ama gerçek rakamlar bunun çok çok ustunde. Butun bunlar olup biterken, yani ABD emperyalizmi Sili de teror estirirken hiç kimsenin giki çikmadi, aynen su anda Filistin, Tamil, Kürt, Irak, Afgan, Ruanda ve Darfur halklarina yapilan terorist saldirilar gibi.
Eylul ayinin bir daha onemli noktasi vardir, oda simdi uluslararasi dunya baris gunu olarak kabul goren 1 Eylul dur. Aslinda 1 Eylul iknci dunya savasinin basladigi gundur yani Hitlerin saldiriya geçtigi gundur. Bunlarin hepisi tesedufenmi eylul ayina denk geldi yoksa emperyalizm bilerek’mi eylul ayini seçti, onun arastirmasini ve yorumunu siz degerli okuyuculara birakiyorum.
12 EYLUL ve TURKIYE.
Sili’deki darbenin uzerinden tam yedi yıl geçmisti ki, fasizm belâsı bu kez Türkiye isçi ve emekçi sınıflarının ve sol hareketinin basına musallat oldu. 12 Eylül darbesine giden sureçte Türkiye’de de aynen Sili’de oldugu gibi burjuvazinin pek çok provokasyonuna sahit olundu. 1970 li yillarin baslarinda Devrimci liderlerli katletmekle basladilar ve 1977 1 Mayısında buyuk bir katliamla açılan toplumu terorize etme sureci devam etti. 15 Haziran 1977 da Doç Dr Orhan Yavuz, 11 Temmuz 1978 Doç Dr Bedrettin Comert, 20 Ekim 1978 Ord. Prof. Dr. Bedri Karafakioglu, 20 Kasim 1978 Prof Dr Umit Doganay,1 Subat 1979 Abdi Ipekçi, 28 Eylul 1979 Cevat Yurdakul, 7 Aralik 1979 Prof Dr Cavit Orhan Tutengil, 11 Nisan 1980 Umit Kaftancioglu ve 1980 Temmuzunda DİSK’in onderi Kemal Türkler’in oldurulmesine kadar kesintisiz devam etti.
Gerçekten ulkede 1977 yilindan beri tam bir aydin katliami yasaniyordu. Aydinlanma hareketinin bel kemigi olan devrimci gençligin, neredeyse butun onderleri katledilmisti. Paramiliter-fasist guçler (Ulkuculer) grevci ve oncu isçilerin, devrimci ogrencilerin uzerine salınarak, yüzlerce devrimci olduruldu. Amaç, toplumu sindirmek ve basta kuçuk-burjuvazi olmak uzere genis kitleleri orduya bel baglar hale getirmekti. Dogrusu bu amaca ulasılması pek de zor olmayacaktı.
12 Eylul 1980’de, milyonlar, sabah gozlerini açtıklarında sokakların tanklarla, eli silahlı askerlerle kusatılmıs oldugunu gorduler. Darbeyi yoneten besli cumanın basındaki orgeneral Kenan Evren, sabah radyo ve televizyonlardan halka seslenirken, Turkiye’yi bir uçurumun kıyısından dondurduklerini soyluyordu aziz ve muhterem halkına! 1977’den beri yurutulen kanlı kitle pasifikasyonuna maruz bırakılan halkın çogunlugu ise, bunu soyleyenin, ulkeyi halen bu gune kadar karanlıga surukleyecek bir cehennem zebanisi olduuunu, onun da mali sermaye tanrısının hizmetinde oldugunu goremeyecekti.
Çok kisa bir surede ulkenin tamami askeri bir toplama kampina çecrildi, butun sivil toplum orgutleri ve partilari kapatildi. Gosteri ve yuruyusler yasaklanidi, en ufak bir direnis ve karsi durus kanla bastirildi. Utanç mahkemeleri olan DGM Devlet Guvenlik Mahkemeleri ve bu mahkemelerle beraber idam sehpalari kuruldu. Kürt dili ve Kürt Halki yasaklandi, iskence haneler ozellikle bu gunlerde yiklimasi tartisilan unlu Diyarbakir ceza evi iskence haneye çevrildi.
Yazımın ikinci bölümünde 12 Eylül’ün etkilerini sonuçlarını yazmaya çalışacağım.
Köşe Yazarımız Hasan ÜLÜŞ'ün diğer Yazıları için TIKLAYINIZ
|
Eklenme-Tarihi: 10.09.2009 Saat: 22:57
|
|