| |
|
|
Öykü: 70'li anılara Yolculuk.. Bir Gerçeğimiz - Yasaklı Dil (Sultan ÜLÜŞ)
|
|
Sultan ÜLÜS'den 70'li anılara Yolculuk.. Bir Gerçeğimiz İçimizdeki Çığlık..
Sayın alxas.net / alhassitesi.com sanki bana pusudaymışım gibi canlılık verdiniz sizlerin emekleri olan bu değerlere teşekkür ederim bende bir öykümü anlatmak istiyorum
İlkokulda ana dilim Kürtçeyle cezalandırıldım yıl 1968–1974 arası Darende Yeniköy’de okudum Yeniköy’de her yer gibi iki dilli bir yerdi okulda Türkçe evde Kürtçe.
Öğretmenimiz daha iyi Türkçe bilelim diye akşamları tek tek evleri kontrol ettiriyormuş Yani arkamızda evlere ispiyoncu gönderirmiş ve sabahları ilk günaydınımız kara tahtanın önünde tek ayaküstü ceza alırdık avuçlarımız artik dayak merkezi olup tırnaklarımız sopa
|
|
Eklenme-Tarihi: 05.09.2009 Saat: 15:57 | 722 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
|
Öykü: İnsanın kendi varlığı (Dilek EREN)
|
|
Dilek Eren'den Güzel bir Öykü "İnsanın kendi varlığı"
On bir yaşındaydı ve New Hampshire gölünün ortasındaki adadaki evlerinde ne zaman eline bir fırsat geçse hemen balığa giderdi. Levrek avı yasağının kalkmasından bir gün önce, babasıyla akşamın ilk saatlerinde küçük güneş balıklarından yakaladı. Sonra oltasına yem takıp, oltayı fırlatma talimi yaptı.
Yem suya değdiği zaman gün batımında suda altın haleleler oluşturmuş, daha sonra gölün üzerinde ay doğmuştu. Oltasının hızla çekildiğini hissedince, oltaya büyük bir balık geldiğini anladı. Babası oğlunun balığı çekişini hayranlıkla izledi.
Çocuk sonunda yorgun düşen balığı sudan çıkardı. O güne kadar gördüğü en büyük balıktı,
|
|
Eklenme-Tarihi: 05.09.2009 Saat: 15:26 | 607 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
|
Öykü: Bir Yaz Akşamı (Ali Erdoğan)
|
|
Ali ERDOĞAN'dan Bir Yaz Akşamı Hikayesi
Alabildiğine güzel bir yaz akşamı, önündeki vadiye yayılmıştı. İncecik bir akşam yeli, kekik kokulariyla yüklü. Güneşin ardında yok olduğu yaşlı dağlar morumsu görünüyordu.
Yağmur yağıyor. Yaz yağmuru. Bir bulut, temiz giyimli bir ilkokul öğrencisi gibi koşarak geçiyor içini dolduran karanlığın içinden. Görünmez bir güneş ıslak toprağın üzerinde buğulanıyor. Rüzgârın sesi de alıcı bir kadının sesine benzemeye başlıyordu.
Akşam geceye dönüyordu. Gökyüzü güzel bir laciverde bürünmüştü. Söğütler sulara eğilmiş, serinliyorlardı... Günden geceye geçişin yekpare ışığı kaplamıştı bahçeyi... Akşam olduğundan çok, insandaki görme yetisinin azaldığı duygusunu uyandıran bir ışık...
|
|
Eklenme-Tarihi: 28.07.2009 Saat: 21:20 | 1969 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
|
Öykü: Doğdukları Yerde ÖLEMEYENLERİN Öyküsü - Yenibosna’da Bir Yaşlı
|
|
Doğdukları yerde ÖLEMEYENLERİN Öyküsü - Hüseyin ÖZDEMİR yazdı. Yenibosna’da Bir Yaşlı - Topraklarından koparılmış tüm yaşlıların anısına.
İstanbul’un İstanbul’u bilmeyen semti Yenibosna’ da girdiğim odanın tavanı basık gündüzü bile karanlıktı.
Ak sakalları çenesinde toplanmış toprak yüzlü ihtiyarın yatağına ilişip oturdum. Parlaklığı gitmiş gözlerine yaklaşınca, sevinçli bir şaşkınlıkla inceledi yüzümün her yanını. Öyle parça parça ve öyle bütünleştirici bakıyordu ki, yüzümü küçük bir dünya sandım. Dirseklerinin üstünde doğrulmaya çalıştı. Yardım etim, yaslandı.
‘‘Nasılsın?’’ dedim, ‘‘Tanıdın mı?’’
Kollarını usulcacık yorganın alından çıkardı, eğildim boynuma doladı. Öptü, öptü, yüzünü yüzüme sürdü. Sarsıldım. ‘‘Tanıma mı?’’ dedi, ‘‘Tanıma mı, tanıma mı?’’
Geriye doğru yaslanıp yeniden baktı. Dudakları titriyor, gözleri ıslaktı.
|
|
Eklenme-Tarihi: 12.07.2009 Saat: 14:11 | 943 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
|
Öykü: Biz Bütün Oyunlara Bileğimizin Hakkıyla Girdik
|
|
Hayri Tunç Kaleminden Güzel Bir Makale; Çocuktuk!...
Kir pas içinde büyüdük, hiç temiz olmadı elbiselerimiz, hiç dikkat
etmedik temizliğe, çünkü sadece evde temiz oluyordu elbiselerimiz ve günümüzün çoğu sokakta geçiyordu…
Çocuktuk!...
Bizim özel oyuncaklarımız olmadı hiç, aldığımız hiçbir oyuncağında kutusu olmadı. Zaten en pahalı oyuncağımız, pazarlarda poşette satılan, plastik tabancalardı. Arabalarımız vardı birde, ama daha çok kamyon alırdık.
Hem büyüktü hemde ucuz ki büyük dediğime bakıpta, öyle
bebeklerin oturduğu kamyonlar gelmesin aklınıza… hani şimdi ucuzluk pazarı denilen yerlerde bir milyon’a satılan kamyonlardı oynadıklarımız..
|
|
Eklenme-Tarihi: 01.07.2009 Saat: 09:32 | 501 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
|
Öykü: Musa Özer'den Bir Makale "Gitmesek de"
|
|
Musa Özer'den Bir Makale "Gitmesek de"
Sonsuz bir beyazlık...
Gece çöktüğünde kar kendi beyazlığıyla parlıyor.
Çamurdan yapılmış evler neredeyse çatılarına kadar kara batmış.
Köpekler bile üşümüş, arada bir yorgunca havlıyorlar.
Uzaktan kurt sesleri geliyor.
Küçük pencerelerde soluk ışıklar.
Evlerin içi ter, tezek ve yağ kokuyor.
İnsanlar bir ateşin başında kümelenmiş, sessizce oturuyorlar.
Kenardaki sedirde, üstüne battaniyeler örtülmüş bir kadın, dudaklarını ısırarak sesini zaptetmeye çalışarak inliyor.
Bütün yollar kesilmiş. Ne köye gelebilen var ne de köyden gidebilen.
Doktor yok.
Ebe de.
|
|
Eklenme-Tarihi: 30.06.2009 Saat: 06:18 | 867 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
|
Öykü: 68'lilerin Ölümü
|
|
Değerli abimiz Av.Hüseyin ÖZDEMİR'den "68'lilerin Ölümü" adında Öykü
68’liler yalnızca darağaçlarında, jandarma baskınlarında ve polis işkencelerinde can vermediler. Doğal yaşamları içinde aramızda sessiz sedasız ayrılıp gidenlerde oldu. Geçen hafta birer gün arayla iki 68’liyi daha kaybettik. Şirin Cemgil ve Aşık İhsani.
Şirin Almanya’nın Duisburg kentinde, İhsani Diyarbakır da aramızdan ayrılıp gittiler. Şirin direncin, İhsani şiirin öfkesiydi. 68’lerde kitle eylemlerinde sömürüye, yoksulluğa karşı Şirin ateşli konuşmalarıyla, İhsani şiirleriyle öfkemizi kabartıyordu.
68’lerde ikisiyle sadece tanışıklığım vardı, 78’lerde tanışıklığımız dostluğa dönüştü. Şirin, 31 Mayıs 1971 yılında Nurhak dağlarında jandarma tarafından tuzağa düşürülerek öldürülen SİNAN CEMGİL’in eşiydi.
|
|
Eklenme-Tarihi: 06.05.2009 Saat: 23:48 | 904 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
|
Öykü: Elbistan'ın İlk "Vizontele"si'nin Öyküsü
|
|
Zamanın Belediye Başkan Vekili Durdu GÜLLÜ Anlattı "Elbistan Vizontelesi"
1975 yılında Elbistan'a televizyon yayınının ulaştırılması amacıyla başlatılan çalışmalar, bir ayı aşkın süre dağlarda televizyon yayınını arayan komitenin başarısı ile sonuçlanmış. Vatandaşa ilk televizyon gösterisi de Köprübaşı'nda Avcılar Kulübü'nde yapılmış. Yılmaz Erdoğan'ın başrol oynadığı Vizontele filminin gerçek olduğu Elbistan'da, zamanın Belediye Başkan Vekili Durdu Güllü, anılarını anlattı.
Gazeteci Mehmet Göçer'in televizyon isteğine yönelik attığı manşet haberinin ardından harekete geçen ve ilçeye televizyon yayınını izletebilmek için büyük bir mücadelenin içerisine giren bir grubun aylar süren serüveni, Yılmaz Erdoğan'ın başrolünü oynadığı Vizontele filmindekinden daha esprili ve daha ilgi çekici.
|
|
Eklenme-Tarihi: 29.03.2009 Saat: 04:35 | 937 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
|
Öykü: Çapo Sevdilli Köyünde Yaşanmış bir Öykü
|
|
Değerli Dost Av.Hüseyin ÖZDEMİR'den Yaşanmış Güzel bir Öykü daha.. ÇAPO Yeğenlerim Nurten ve Perihan’ın anısına.
Sevdilli köyünde sabah oluyordu.
Horozlar yarışır gibi ötüyorlardı; bitirince birisi ötmeyi, diğeri başlıyordu daha güçlü ötmeye. Cafolar’ın Darde’nin kulakları horoz seslerine daha fazla dayanamadı, yer yatağında gözlerini açtı, tavandaki yuvarlık ışıklığa cam yerine takılan ince saydam deriden süzülen günün ilk ışıkları içeriye düşmüştü. Darde az ötesinde uyuyanoğlu Çapo’ya seslendi:
‘‘Kurban olam, kalk düven seni bekler,’’ dedi.
Sonra kapıyı açtı, sabahın serinliği yüzünü yaladı. Horoz seslerinin yerini bu kez ayran yayıklarının sesleri almıştı. Bu sırada nağırcı Sılo’nun ‘‘ nağıre bardın, nağıre bardın…’’ (Sığırı bırakın, sığırı bırakın) çağırmaları yayık seslerine karışıyordu. Darde, elini gözerine siper edip Karadağ’ı sıyırıp çıkan kan kızılı güneşe baktı. ‘‘Bunbarak öfkeli gene, yakıp kavuracak her yanı; vağ ki vağ düvencilerin haline’’ dedi ve oğluna yöneldi:
‘‘ Kardaşların orak başına gideli çok oldu, kalk serinlikte düven başında ol.’’
|
|
Eklenme-Tarihi: 24.02.2009 Saat: 00:47 | 1174 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
|
Öykü: Çakır Gözlü Adam (Son Bölüm)
|
|
Bayram ÖZVEREN Kaleminden Çakır Gözlü Adam (Son Bölüm)
Bir an durdu düşündü.Buraya neden geldiğine bir anlam veremedi.Hastahaneyi, hastalığını unutmuş gibiydi.Yürümeye başladı,deli gibi yürüyordu;ne kaldırımlardan geçti ne de düz yolu takip etti,kendini boş arsalara vurdu,dar sokaklardan geçti;kestirmeden köylüm garajına geldiğin de ter için de kalmıştı.Minibüsün yükü yüklenmiş,yolcular binmişti;Çakır gözlü adamı bekliyorlardı,O da gelince
şoför hemen hareket etti.
Çakır gözlü adam minibüsün camından dışarıya bakıyordu; gördüğü şeyler değil olmadık acayıp görüntüler gözlerinin önüne geliyordu,sanki uçsuz bucaksız bir düzlüğe bakıyordu;yeşil bodur otlara bürünmüş ovada atlar koşturuyordu,delişmen bakışlı dizginlenmemiş yılkı atları,hızlarının rüzgarında uçar gibi Gidiyorlardı; sonra yer yarılmış içine düşmüşler gibi bütün atlar kayboldu.
|
|
Eklenme-Tarihi: 26.01.2009 Saat: 01:13 | 692 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
|
Öykü: Emekli Öğretmen Mustafa ELVEREN'den Bir Bayram Öyküsü
|
|
Emekli Öğretmen Mustafa Elveren'den Bir Bayram Öyküsü
1999 yılında görevde olduğum Afyon – Merkez Kozluca Köyü İlköğretim Okulu’nda Milli Eğitim Müdürlüğü müfettişlerinden Ahmet Şen, okutmakta olduğum 1.sınıf öğrencilerimi (23.03.1999 günü) teftiş ediyordu. Müfettiş, çocuklarla rahat iletişim sağlamak için, bir takım şakalar yapıyor, fıkralar anlatıyordu.
Tanışma faslı bittikten sonra, artık sıra asıl teftiş sorularına gelmişti. Müfettiş ilk önce Hayat Bilgisi Dersi’nden çocuklara şu soruyu yöneltti;
-Çocuklar, birkaç gün sonra bir bayram olacaktır. Bu bayramın ismini kim söyleyecek? Hani hayvanları kesiyoruz ya! O bayramın ismini bilen var mı? Çocuklardan birkaç tanesi parmak kaldırıp, cevap vermek istiyorlardı. Ancak, içlerinden bir tanesi heyecanlanıp,
|
|
Eklenme-Tarihi: 08.12.2008 Saat: 02:29 | 3564 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
|
Öykü: Dağa Çıkmak
|
|
Ali ERDOĞAN’dan Yaşanmış bir Öykü Dağa Çıkmak
Orta boylu, oldukça tıknaz, kamburumsu, beyaza çalan siyah saçlıydı Kamo. Yüzü yusyuvarlak, burnun ucu kalkıktı; sağlam, kanlı canlı görünüyordu. Gür saçları şakaklarına doğru iniyordu. İri, muntazam çizilmiş dudaklarında hiçbir zaman gülümseme görmemişti. Çok yorulup tıkandığı zamanlar dudakları aralanıp, bembeyaz, dörtköşe dişleri parlardı. Aynı yapmacık hareketsizlik yüzüne de yayılmıştı. Siyah kiprikli, ela gözleri dikkati çekiyordu. Düz, yalın cümlelerle konuşmağa gayret ederdi. Çocuklarınki gibi bir elyazısı vardı. Onaltı yaşlarında da güzel bir kızı vardı. İsmi, Helin’dı. Karısı Dondi’nin doğum günleriydi. Kamo, kendi halinde yaşar, ayağını yorganına göre uzatırdı.
Dondi, elinde kocaman bir tasla mutfaktan çıktı, başörtüsünden ayağındaki terliklerine kadar tepeden tırnağa tertemiz... Derli toplu...Otuz altı yaşında ama, dinç...
|
|
Eklenme-Tarihi: 02.11.2008 Saat: 18:58 | 1007 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
|
Öykü: Acılara Direnen Gülümseyişler: 68'li Anılar-4
|
|
Değerli Dost Av. Hüseyin ÖZDEMİR Kaleminden Yaşanmış Öğrencilik Anıları
Acılara Direnen Gülümseyişler: 68'li Anılar-4
KARPUZ KAVGASI
Eylemlere ara verilen günlerden bir gündü. Fırsat bilip ders çalışıyorum. Gün boyu ders çalıştıktan sonra yorgun argın yurda geldim. Hasan Yıldız’da yurtta idi. İkimizin de karnı aç. Hasan’da öğle yemeği yememiş. İşin kötüsü ikimiz de de para yoktu. Hasan’la karnımızı nasıl doyuracağımızı düşünürken bizim Kazım Deprem, yüzünde dolaşan dedeliğinin tüm ciddiyetiyle içeriye giriverdi.
(Kazım, Kantarmalı dedelerden) Kazım, öğrenci değildi ama o da bizim gibi Malatya Yurdu’na kapı atmıştı. Kazım’a durumu anlattık. Kazım, parmaklarının ucuyla şöyle bir iki bıyıklarıyla oynadıktan sonra ‘‘Bende de para yok ama karşıdaki karpuzcuyu tanıyorum, eğer siz sonra parasını verirseniz borca karpuz alırım’’ dedi. Kazım’ın şartını kabül ettik. O sırada Hasan, ‘‘bende bir ekmek parası çıkar’’ dedi. Oh... İşte karnımızı doyurmanın çaresi bulunmuştu.
|
|
Eklenme-Tarihi: 26.10.2008 Saat: 13:08 | 1558 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
|
Öykü: Doğduğum Yerde Yaşam–4
|
|
Gurbetçi Yazarımız Ahmet Dümrül'ün kaleminden bir Anı.. bir Tarih dersi
Yazımın bu bölümünde bir izin mevsiminde yaşadığım bir anımı yazmaya çalışacağım. Yıl 1991 bu sefer bir değişiklik yaptık, kirvelerimle beraber izine gitmeye karar vermiştik, öylede oldu.
Bir münübüsle Almanya’da Türkiye’ye yolunu çıktık. İstikamet K.Maraş’ın Pazarcık ilçesi dedik. Hep beraberce güle oynaya memlekete geldik. Amacımız biraz izin birazda eş dost ziyareti hasret gidermekti her zaman olduğu gibi.
İzinin ikinci haftasında. Eylen köyünde yatan Ali Baba’yı ziyaret edecektik. Bizde adettir, eli boş gidilmiyor. Bir kuzu almak görevi de bana düştü. Sağda solda araştırdık dediler Zeytun köyünde var.
|
|
Eklenme-Tarihi: 28.09.2008 Saat: 15:57 | 876 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
|
Öykü: Çakır Gözlü Adam 3.Bölüm Taylan’a Veda
|
|
Bayram Özveren’den Yaşanmış öykü; Çakır Gözlü Adam 3.Bölüm Taylan’a Veda..
Belli bir süre durduğu yerde çakılmış gibi kaldı; Sonra yüreğinde fırtınalar koptu, yüzü gözü kıpkırmızı kesildi, damarlarındaki bütün kan beynine toplandı; belleğini zorluyordu, O zorladıkça belleğinin hatırlama yetisini kapatmış paslı kilitler birer birer kırıldı.
Yıllar önceydi..evet yıllar önceydi,sanki hiç unutmamış gibi geçenleri birer birer hatırladı. Yine mevsimlerden bahardı; yine bir şafak vaktiydi, köy minibüsünün şoförü akşamdan uyarmıştı sabah erken gidecekti. Çakır gözlü adam gecenin bitiminde, tan yeri ağarırken serçelerin sesi ile uyandı. Odanın penceresi açıktı gitti dış kapıyı sonuna kadar açtı. Gökyüzünde parlayan yıldızlara baktı, o kadar parlak o kadar yakınlardı ki neredeyse çocukken yaptığı gibi oturup çimenlerin üstüne yıldızları birer birer saymak bile içinden geçti.
|
|
Eklenme-Tarihi: 26.08.2008 Saat: 21:54 | 8454 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
|
Öykü: Hüseyin ÖZER'den Acılar ve Anılar 1958–1965 Yılları
|
|
Hüseyin Özer'in Kaleminden Acılar ve Anılar 1958–1965 YILLARI (HASTA BEBEK)
1958 yılının şubatında doğmuşum. Rahmetlik Maney nenem anlatırdı. Bir avuç bebektim. Derdi. İyi bakmışlar kırk gün memeden uzak tutmamışlar. Adiloş bebek gibi hemen emzirmişler yıkamışlar. Kırkıncı günde Killi Nene beni tuzlamış, çok acı çekmişim, çok ağlamışım.
Annem bebek ölecek diye çok üzülmüş. Ölmemişim fakat hastalanmışım hem de çok kötü hastalanmışım. Üç ay doktor doktor dolaştırmışlar, biraz iyileşmişim. Babam Elazığ’da çalışırken müjdeyi almış. Çok sevinmiş arkadaşlarına ziyafet çektirmiş. Yaşlı dedeler benim sağlığım için dua etmişler. Babam onlara hediye almış.
Çetin kış soğukları beni iflah etmemiş. Aydan aya Malatya, Elbistan’a doktora götürmüşler. Doktor kutu kutu iğne ilaç vermiş. Köyde tek iğne yapan Bako Dığı (Bekir Erdoğan) amca her gün iğnemi yapıyormuş.
|
|
Eklenme-Tarihi: 28.07.2008 Saat: 14:08 | 969 kere okundu | Devamı...
|
|
|
|
Sayfa 1 | sonraki Sayfa >
(Toplam 3 Sayfa bulunmaktadır)
|
|
|
|
|
Günün Sözü
|
|
|
|
|
Üye & Ziyaretçi Bilgileri
|
Ziyaretçi Sayısı:
|
|
Dün:
|
432 |
|
Toplam:
|
1.343.696 |
|
|
|
|
En son ziyaret edenler
|
Günesindogusu: 10 dakika önce
zeynep_naz: 2 saat, 37 dakika önce
çalışkan: 19 saat, 12 dakika önce
NEWSTAR: 19 saat, 15 dakika önce
Toprakhisarlı82: 21 saat, 11 dakika önce
BELİNDA: 21 saat, 56 dakika önce
yolaçaninş: 22 saat, 13 dakika önce
irf4n21: 1 gün, 3 saat, 58 dakika önce
yagmur_kabak: 1 gün, 5 saat 45 sn. önce
HasanCetin: 1 gün, 5 saat, 2 dakika önce
sedalgg: 1 gün, 6 saat, 34 dakika önce
|
|